AYDINLAR OCAĞI BAŞKANI DİYOR Kİ

AYDINLAR OCAĞI BAŞKANI DİYOR Kİ

Daha doğrusu bir şey diyemiyor. Demek istiyor, ama bu toprakları ve bu topraklar üzerinde yaşamış olan insanların derinlemesine ne tarihini ne kültürünü ne de dilini biliyor. Bu zafiyetin kendisini savurduğu vadilerde boş sözler ederek zevahiri kurtarıyor… Bize öyle geldi.

Baran Dergisi’nin 262. sayısına konuşmuş Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Mustafa Erkal. Okuduklarımızdan anladığımızı anlatmaya  çalışarak tahlil edelim meseleyi.

Söyleşiyi yapan Kazım Albayrak. Suriye meselesiyle başlamış sorulara. Uzatmadan; tek cümle  ile ifade edilecek şekilde cevab şu: “Suriye’ye ikinci İsrail Devleti’ni kurmak için saldırıyorlar!” Eh, herkesin bir fikri olacak haliyle. Fikir özgürlüğü(!) de olduğuna göre, isteyen istediğini söyler.

Biz asıl, hazırlanmakta olan yeni anayasa ile ilgili bölüme dikkat çekmek istiyoruz. Dış politika da zemin biraz daha geniş olduğu için ve de zemin çok kaypak olduğundan yanlışların kısmen izalesi mümkün ve söyleyenin fikir kimliğini her zaman ortaya koyucu değil. Ama iç politikaya sıra gelince herkesin eteklerindeki taşların dökülüşü ayan beyan görülüyor.

Bir zamanların kudretli teşkilatı  Aydınlar Ocağı. Rahmetli Üstad Necib Fazıl’ında hatırası olduğu bir ocak. Belki de  bu niyetle gitti Albayrak söyleşiye, bilemiyoruz.

Neyse.

Gelelim mevzuya. Aydınlar Ocağı Başkanı hangi vadilerin derinliğinde yaşadığını ifade eden şeyler söylemiş. Albayrak soruyor:

 “-Biraz da Anayasa çalışmalarından bahseder misiniz?              

-Türkiye’de yeni bir Anayasa ihtiyac bence yok.”

Haydaa…

Aydınlar Ocağı muhafazakâr bir ocak. Bu ülkede muhafazakâr bilinenlerin neler çektiği de ortada. Neden böyle diyor acaba? Belki de onların muhafaza ettikleriyle bizimkiler farklı da bizler sadece kelime benzerliğine aldanarak onları kendimiz gibi görüyoruz; olabilir mi? Mümkün.

 “-Niye yasa değişikliğine ihtiyaç yok’ diyorsunuz” diye soruyor Albayrak. Cevab şöyle:

 “Mutlaka Anayasada değişiklik yapmaya gerek yok, bütün yasalarda değişiklikler yapabilirsiniz. Anayasa da yapılmak istenen değişiklik Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğan değişiklik değil.”

Enteresan… Yani bu millet 12 Eylül ihtilalcilerinin yaptığı Anayasadan memnun, değiştirilmesine gerek yok, demek istiyor ki, nev-i şahsına münhasır bir düşünce. Yoksa, toplumun sağı, solu, altı, üstü, ortası vs. herkes yeni anayasadan yana. Erkal, niye böyle diyor olabilir ki?

Devam edelim:

“Anayasa değişikliği Türkiye’ye verilmek istenen biçim dolayısıyla yapılmak istenen değişikliktir.” diyor Erkal ve niçin’ini şöyle izah ediyor:

“Tamamen Amerika’nın Ortadoğu planlamasına uygun bir devlet yapısına Türkiye’yi götürebilmek için anayasa merdiven olarak kullanılmaktadır.”

Anlaşıldı… ‘Antiemperyalist’ refleks, yani Ulusalcı tavır!

“Bu açıdan mı karşısınız” sorusuna verdiği cevab:

“Evet, bazı değişiklikler yapılabilir bu ayrı konu. 18 kere değişiklik yapılmış, yine de yapılabilir, ama konu başka. 12 Eylül anayasa halk oylamasında, çok yanlış bilmeden, anlamadan, anayasa değişikliğinin ne anlama geldiğini fark etmeden, vatandaş ezbere rey kullandı. % 60’la geçti. Hukuk devleti parti devletine dönüşüyor.”

Tuhaf… Muhafazakâr bir Ocak, muhafazakârlığı dolayısıyla, laiklerin, ulusalcıların, Kemalistlerin hışmına uğrayan bir partiyi devletleşmekle suçluyor… Şunu anlıyoruz; son zamanlarda liberal solun da katılımıyla bu düşünceyi dillendirenlerin etkisi olmuş demek. Erkal’ın ölçüsü de enteresan; “Hukuk devleti parti devletine dönüşüyor”… Böyle bir şey yok ama (doğrusu, olsun isteriz) katı Kemalist kaidelerin halkı cendereye aldığı böyle bir devleti, böyle bir bürokrasiyi hangi akılla parti devletine tercih ediyor. Anlayamadık.

İleride mevzu biraz daha açılıyor. Geleceğiz.

Albayrak diyor ki:

“Biz de referandum da ‘AKP ye hayır, referanduma evet” dedik.

Cevab:

 “Orada AKP’ye ve yanlışlarına evet anlamı da çıktı.”

Yani, AKP’ya çalıştın diyor… İslâmî ölçülerde pragmatizmin nasılına dair bir şeyler söyleyebilirdi Albayrak ama gerek duymamış. Fakat şöyle güzel bir soru sormuş:

 “CHP ve diğer statükocular bunun karşısında durdu. Burada bizim ‘hayır’ diyeceğimiz ne vardı?”

Cevab:

 “Hayır diyeceğimiz Amerika’nın Ortadoğu planlamasına yönelik yapılacak değişikliktir. O bir basamaktı.”

Evet, Albayrak da böylece ABD saflarına dahil edilmiş oluyor. “Şuurlu veya şuursuz ahmaklık ettin” demek istiyor herhal.

Albayrak esas meseleye gelebilmek için fırsat kolluyor anlaşılan ve bir yerden sahaya iniyor:

“Dışarıdan güdümlü anayasa değişikliğine, sosyal, hukukî değişikliğe bizde karşıyız. Kendi millî ve mânevî değerlerimizle anayasa yapmalıyız. Bu toprak Necib Fazıl, Salih Mirzabeyoğlu gibi mütefekkirler de yetiştirmiştir, fikriyat örgülemiştir, dışarıdan alacağımız bir şey yoktur. Türk hükümetleri de Büyük Ortadoğu Projesine de Amerika’nın istediği şekilde yer almamıştır veya alamamıştır. BOP tutmamıştır.”

Cevab:

“Ama süreç devam ediyor. Tutmadı demek zordur.”

İnsanın aklı hakikaten almıyor bu tür şeyleri. ABD’nin, AB’nin, İsrail’in hâl-i pür melâli ortada. Bunlar her geçen gün kan mı kazanıyorlar, kan mı kaybediyorlar. Hâlâ kan döküyor olduklarına bakıp kan kazanıyorlar demenin tutarlı bir tarafı olabilir mi?..

Adamlar nerelerden nerelere düştüler. Ortak menfaatler ayağına her zaman emreden ABD ve AB şimdi senin de hakkını vermek zorunda kalıyor. Yani çatır çatır alıyorsun. Bütün bunlar olmuyormuş gibi yaparak, efendim BOP, HOP, KOP deyip zıplamanın bir âlemi var mı? Şu veya bu arazlarla da olsa TREN KALKTI. Bundan sonrasını doğru hesablayarak enerji kaybını önlemeye çalışmalıyız. Ama, sanki hiç böyle bir durum yokmuş gibi eski teraneler… Hakikaten tuhaf. Aydınların başkanı!

Albayrak asıl meselenin özünü gösterebilmek için sondaja devam ediyor:

 “Evet başka bir şekilde devam ediyor. Burada BOP tutmadı, egemen güç tabiî Ortadoğu’yu bırakmak istemeyecektir, sömürmek isteyecektir. Biz buna karşı neler getiriyoruz, ne gibi bir örgütlenme getiriyoruz, ne gibi bir fikriyat getiriyoruz, ne gibi bir duruşumuz olacak.? Yetmiş yıllık rejimin gidişatıyla bunun olmayacağı belli. Bunun olmayacağını Amerika da gördü, bugün Ergenekoncular, Ulusalcılar da gördü. Burada yeni bir dizayn çabası var. Biz bu yeni dizayn etme çabasına karşı yeni fikirler ve ulus kavramını aşıcı ve yeni bir idealle; ‘Necib Fazıl’ın Büyük Doğu ideolojisiyle ortaya çıkalım’ diyoruz. Bu söylediklerim hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Yani, bu rejim yıkılıyor, bunu görmeyen de yok. Biz Başyücelik Devleti İdealiyle geliyoruz, senin bu konudaki dünya görüşün ne, demek istiyor Albayrak. Ama aldığı cevab bize şunu hatırlattı. Hani doktor hastasının akıllanıp akıllanmadığı sınamak için soruyor; bir gemi kalkıyor limandan, gemidekiler ve limandakiler mendil sallıyor falan… Bu sana neyi hatırlatıyor?

Hasret, ayrılık, özlem gibi şeyleri söylemesini bekliyor hâliyle. Fakat adamımız başka âlemde; doktor, bugün sana anlattıklarımı iyi kavrayabildin değil mi, deyiveriyor.

İşte Erkal’ın cevabı:

 “O ideallerle ortaya çıkabilmemiz için bizim biz olarak kalmamız lazım. Türkiye yeni anayasayla bizim biz olmaktan uzaklaştırıldığımız bir sürece sokulmak isteniyor. Anayasanın ik üç maddesi, beş ve altıncı maddesi, onuncu maddesi, 66. Maddesi değiştirilmek isteniyor.

– Maddelere takılıp kalmayalım isterseniz…

– Maddelerin içeriği bizim için önemli.”

Anayasanın ilk üç maddesi malum. Herkesin fikri, bu maddeler değişmeli ki, anayasanın bütünü bir mânâ kazansın şeklinde. Ulusalcılar, laikler, Kemalistler değişmesin diye direniyor. Görüyoruz ki aydınlarımız(!) da direniyor… Geçelim.

Son soru ve son cevabın kısa bir tahlilini yaparak nakledelim.

Sondaj devam ediyor. Aydınımız ıslık çalarak gökyüzünü temaşada. Anlaşılır gibi değil.

Soru:

 “Mevcut statükoyla da Türkiye bunu yerine getiremez. Yapılan Kemalist devrimler de batıcı devrimlerdir ve bunlarla biz milli kimliğimizden zaten uzaklaştık. Bunlarla dar bir kalıptayız, aşamayız. Böyle giderse yine emperyalizmin dayattıklarına uyacağız. Bizim milli kültürümüz, ideolojimiz nerede? Bunlar üzerinde durmamız lazım. Yani batı perspektifinden kurtulmamız lazım; Ama nasıl?”

Hani bir “özlem” desin “hasret” desin “mendil sallamak”tan bahsetsin istiyor Albayrak çırpınırcasına… Cevab çok hoş(!) ve de gökyüzünü seyretme rahatlığı içinde şöyle:

“Anayasa konusunda da Aydınlar Ocağı on sayfalık bir ilkeler bütünü hazırladı. Özet olarak ne yapılması lazım, ne gibi bir değişiklikler yapılması lazım, hangi ilkelerin konulması lazım… Mesela anayasanın 6. Maddesiyle 90. Maddesi birbiriyle çelişkili, bunlar düzeltilebilir, ülke ihtiyaçlarına göre; ama niyet farklı. Türkiye’de Anayasa değişikliğinin gündeme getirilmesi Türkiye’nin ihtiyaçlarından değil, bunu yakalamak lazım. İşin özü bu. Amerikalılar nasıl bir anayasa hazırlansın diye bizimkilere rapor üzerine rapor veriyor.”

Söyleyecek bir şey yok; Benim oğlum binâ okur, döner döner yine okur.

http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/medya-analiz/1417-basindan-notlar-v

2 comments on “AYDINLAR OCAĞI BAŞKANI DİYOR Kİ

  1. Güzel hocam dini ve siyaseti ayırsak daha güzel olmaz mı? Bazen kırşıt görüş beyan edecegiz diye öyle şeyler yazmışsınızki bunları ancak müdrike-i aciz olan biri yapar diyorum.

    • Sayın JSF..
      Siyasal Tarih okumanızı “neye” nisbet ederek yaptığınızın herhalde farkında değilsiniz, öyle anlaşılıyor.
      Sorun, Batının dili ve durduğu nokta üzerinden “İslâm Nizamı”nı sekülerlik çatısı altında tutmak ve buna bağlı olarak Din-siyaset ayrımı sloganı.
      Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor; Dünya tarihinde İslâmiyetin doğuşundan daha önemli bir olay yoktur. M.S. 600 yılından bu yana Ortadoğu’daki dengenin netleşmesiyle Dünya’daki dengeler değişmiştir. Dolayısıyla 1900 lere geldiğimizde bile Ortadoğu’nun ve toplumların idaresi “Din Merkezli” bir siyaset anlayışıdır.
      İslâma Muhatap olduğunu iddia eden her insan-anlayış farkında olsun yada olmasın hayat tarzı olarak İslâm Dinini bütün olarak kabul etmiş demektir. Bir sonraki adım ise, ne kadar temsil ettiği yada etmediği ile ilgili.
      Devleti şekillendiren araçlarlar siyasi kıstaslarla ilgili olduğuna göre, siyasi okumaların da kişinin kendi dünya görüşüne göre olduğu apaçıktır. Bu siyasi tanımlar her toplumun kendi okuyuşunda değiştiği gibi.
      19. Yüzyıla kadar Avrupa Tarihine bakıldığında Hrıstiyanlık/Ulusal monarşiler/ Ulusal prenslikler/ Kent – Devletler arasında süren mücadele Avrupa tarihinin özüdür. Batının bu kendi arasındaki didişmesi acıları ve güçlükleri beraberinde getirmiş olsada Batı’yı diri tutması bakımından siyasi büyük bir etkendir.
      Bu günlere geldiğimizde Hrıstiyan ahlakı- Roma nizamı- Yunan aklı dediğimiz Batı zihniyeti kendi karşısında sadece “İslamiyet”i görür ve bütün hesaplarını görüldüğü gibi Ortadoğu üzerinden yapar.
      Velhasıl, “Din’i Siyasetten ayrı tutmak gerekir” diyen bir zihniyet kaba softa ve ham yobazın kelâma dökülen şeklidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s