AKLINI BAŞINA TOPLA İSMAİL MÜFTÜOĞLU

Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni olarak tanınan Furkan Grubu’nun önemli ismi Saadettin Ustaosmanoğlu çarpıcı açıklamasıyla İsmail Müftüoğlu gerçeğini ortaya çıkardı

Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni olarak tanınan Furkan Grubu’nun önemli ismi Saadettin Ustaosmanoğlu’nun şu açıklamasıyla İsmail Müftüoğlu gerçeği ortaya çıktı:

‘Cübbeli, Müftüoğlu ve gibilerinin kurduğu çete tabii olarak Ergenekon terör örgütüne de hizmet ediyor. Cüppeli’ye ve Müftüoğlu’na buradan sesleniyorum: Şahsiyetli olun, dik durun, küçük kurnazlıklara yeltenmeyin. Aklınızı başınıza toplayın.’

Saadettin Ustaosmanoğlu genel yayın yönetmenliğini yaptığı Furkan Dergisi’nin internet sitesine yaptığı açıklamada, ‘Ergenekon’la ilişkili gösterdiği Ahmet Ünlü ve Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmailağa’nın lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun hukuk müşaviri İsmail Müftüoğlu hakkında şu iddialarda bulundu:

Erbakan Hoca, ‘Niçin İsmailağa’nın oylarını AKP’ye kaptırdınız’ diye Müftüoğlu’nu fırçaladı. Fırçalamanın meydana getirdiği kuyruk acısıyla Müftüoğlu, Cüppeli’yle kafa kafaya verip Saadet Partisi’ni kurtarmaya çalışıyor. Biz bu oyunu bozduğumuz için de en ahlaksızca atraksiyonlara giriyorlar. Bir daha Erbakan Hoca’dan beceriksizlik azarı işitmek istemediği için kıvranıyor. Ama yanlış kişilere sataşıyor!

Efendi hazretleri Cüppeli’ye, ‘Bizim parti ne yapıyor?’ diye soruyor. Cüppeli, ‘Saadet mi?’ diyor. ‘Yok yok, bizim parti’ deyince o ‘Yazıcıoğlu’nun partisi mi?’ diyor. Üçüncü soruşundan sonra Cüppeli ıkına ıkına ‘AKP mi efendi hazretleri’ deyince ‘Evet’ cevabını alıyor. Tabii bu şu demek değil; efendi hazretleri AKP’lidir. Efendi hazretleri hiçbir parti, hiçbir teşkilât, hiçbir örgüte nisbet edilemez.

  kaynak: http://www.medyanot.com/analiz/4875-aklini-basina-topla-ismail-muftuoglu.html

Reklamlar

MÜFTÜOĞLU SAADET’İ ERGENEKONLAŞTIRIYOR

Saadet Partisini Ergenekonlaştırma görevini başından beri büyük bir azim ve heyecanla sürdüren Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmail Müftüoğlu Aydınlık’a konuştu.

işte Aydınlık’ta yayınlanan o haber:

Türkiye’nin sorunlarının çözümü, ABD kıskacından kurtulmaya bağlıdır.”

Bu sözler, eski Adalet Bakanı, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi Av. İsmail Müftüoğlu’na ait.

Müftüoğlu, önceki gün Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programımızın konuğuydu. Kendisiyle iki saate yakın süren program boyunca dış politikadan, AKP’nin nasıl kurulduğuna dair pek çok konuda konuştuk. Ancak programdaki en önemli saptama, işte bu cümleydi…

ABD’ye karşı olduğunu program boyunca her fırsatta dile getiren eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, AB’ye de karşı olduğunu, AB’nin bir sömürü düzeni olduğunu vurguladı.

Ergenekon soruşturmasının arkasında ABD var

İsmail Müftüoğlu, yürütülmekte olan Ergenekon soruşturmasının arkasında ABD’nin olduğunu özellikle vurguladı.

Müftüoğlu‘na göre soruşturmayla tutuklanan şahsiyetlerin hemen hepsinin bazı ortak özellikleri vardı:

Türkiye’yi büyük bir badireye sokacak olan 1 Mart tezkeresine itiraz etmişlerdi, hatta tezkerenin geçmesini bizzat engellemişlerdi… Hemen hepsi ABD karşıtıydı… Pek çoğu, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını istiyordu…

Eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, Kıbrıs davasının büyük kahramanı Rauf Denktaş’ın bile adının bu soruşturmaya karıştırıldığına dikkat çekti.

Ancak Müftüoğlu’nun en çarpıcı sözleri ise Necmettin Erbakan’la ilgiliydi. Müftüoğlu’na göre yaşasaydı ve sağlık durumları o zaman elverseydi, Erbakan da Ergenekoncu ilan edilebilirdi… Müftüoğlu’na göre, bu ihtimalin dayanağı, Erbakan’ın milli duruşuydu!

Çiller – Bir anlaşması

Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmail Müftüoğlu, 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanan Türkiye – İsrail Askeri İşbirliği anlaşmasının yürürlükte olduğunu; ABD’nin de füze kalkanı ile yürürlükteki bu anlaşmayı onayladığını belirtti.

Müftüoğlu, yürürlükteki bu anlaşmanın Tansu Çiller – Çevik Bir ikilisinin eseri olduğunu belirtti.

Yandaş basının yalanları

Geçen haftalarda Saadet Partisi heyeti olarak Suriye’ye gittiklerini hatırlatan İsmail Müftüoğlu, ilginç bir anekdot anlattı. Humus’da, kendilerini izleyen bir Türk gazetesinin muhabiri, Müftüoğlu namaz kılarken, İstanbul’a haber geçer. Telefonda, her yerin yandığını, Suriyeli askerlerin muhaliflere ateş açtığını vs. anlatır.

Namazını bitiren Müftüoğlu, muhabire serzenişte bulunur, “ayıp değil mi, neden yalan söylüyorsun, bak ortalık güllük gülistanlık” der. Muhabirin yanıtı ibretliktir: “Patronum böyle haber istiyor!”

Erdoğan’a Abramowitz yol verdi

AKP’nin kuruluşuna ve eski öğrencilerine de değinen İsmail Müftüoğlu, Erdoğan’ın başbakanlığa gelişi sürecinde önemli bir isme, dönemin ABD büyükelçisi Morton Abromowitz’e de değindi.

Müftüoğlu, Abramowitz’in Erdoğan’la, daha Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken temasa geçtiğini belirtti.

(Mehmet Ali Güller/Aydınlık)

kaynak: http://www.medyanot.com/medya/4847-muftuoglu-saadet-i-ergenekonlastiriyor.html

Basından Notlar XXIV

          

ERGENEKON TUTUKLUSU ÖZDEN ÖRNEK’TEN ATATÜRK DERSİ 

Özden Örnek, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı… Bizdeki hatırası şöyle; Kuzey Saha Deniz Komutanlığı döneminde yüz’e yakın subayı yedeğine alarak Furkan Dergisi’ne milyarlık tazminat davası açmıştı. Meğerse o dönemde “Balyoz” hadisesinin alt yapısını hazırlayanlar arasındaymış. Hatta uzun süre şu soru kafamızı kurcalamıştı; mevzu (Ergenekon) Örnek’in Günlükleri vesilesiyle patlamış olmasına rağmen herkes içeri alınırken Örnek neden dışarıda?.. Sırası geç gelmiş demek ki; şimdi içerde.

 

Tabiî meselemiz bu değil. Yani onun içerde olmasına seviniyor değiliz; bu mevzuya temas niyetiyle yazmadık bu satırları…

 

Hatta, tam tersi olarak Örnek’in örnek düşüncelerine temas etmek istiyoruz. Söylediklerinden anlaşılıyor ki, bütün hatalarına rağmen sağlam bir mantalitesi sözkonusu. Çocukça merasimlerin maskaralaştırdığı koca adamlara tahammül edemediği anlaşılıyor yazdıklarından. Şöyle diyor Taraf Gazetesi yazarı Alper Görmüş 17 Ocak 2012 tarihli yazısında:

“KUZEY KORE İLE PİŞTİ OLMAKTAN BİLE RAHATSIZLIK DUYMUYORLAR           

 Bu yeni kampanya ise sahici bir kampanya… Çünkü katılımcılar 19 Mayıs törenlerinin bu hizacı-istikametçi halinde hakikaten hiçbir sorun görmüyorlar; Türkiye’nin bu ‘oyun’da Kuzey Kore’yle ‘pişti’ olmasından bir rahatsızlık duymuyorlar… Dahası, törenleri bir dinin ritüelleri gibi algılıyorlar ve kaldırılması girişimini ‘inanca saygısızlık’ gibi algılıyorlar.                       

 

 ‘Sivil’ toplumdan gelen bu tepkilerle, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinde bu türden törenlere ilişkin yazdıklarını karşılaştırmanın anlamlı olduğunu düşündüm ve günlükleri bu gözle bir daha taradım..:

 

ATATÜRK’Ü BİR İDOL HALİNE GETİRMİŞİZ

 

’30 Ağustos 2004… Meslek hayatımda son kez üniforma ile katılacağım 30 Ağustos törenlerine iştirak ettim. Sabah 08:00’den gece yarısına kadar dur dinlenmesi olmayan bir tören zinciri. Yapımızda ve anlayışımızda düzeltmemiz gereken çok konu var. En başta Atatürk’ü bir idol haline getirmişiz. Kendisi bile ‘beni görmek önemli değil benim fikirlerimi anlamak önemlidir’ demişken, biz her yerde Atatürk’ü heykel, resim, poster olarak anmayı sanki onu anlamak ile eş tutuyoruz. Bu böyle devam edemez. Bir taraftan İslamiyetin günün şartlarını karşılamadığını ve reform geçirmesi gerektiğinden bahsederken, sanki Atatürkçülük ilelebed yaşayacakmış gibi davranıp ilkelerini tartışmaya dahi açmıyoruz. Tabii o zaman bu ilkeler bir yol gösterici olmaktan öteye, dogma haline geliyor. Sağ olsaydı herhalde en fazla kendisi bu durumu tenkit ederdi.’

 

‘Onuncu yıl için planlanandan farklı değil!’

 

’29 Ekim 2004… Bugünkü törenleri, şöyle sabahtan akşama kadar yaşadım. Hepsi onuncu yıl için olanlardan farklı değildi. O zaman devletin gücünün mesajını her köşeye dağıtmak ve birlik beraberlik gösterisi yapmak birinci amaçtı. Aradan seneler geçti. Amaç belki aynı ama yapılış şeklinin çok farklı olması gerekir, diye düşündüm. Bir tribünde saatlerce oturarak geçenleri seyretmek pek bir fikir vermiyor. Üstelik de bir başı bozukluğa şahit oluyorsunuz. Bir sürü şımarık ve umursamaz genç önünüzden geçiyor. Ne kadar ve nasıl bir mesaj verildiği şüpheli. Bu konuda biraz çalışmamız gerekli. Saatlerce konuşmalar, koca koca adamların sıraya girip el sıkmaları, artık modası geçmiş kutlamalar.

 

ATATÜRK’ÜN İKİDE BİR RAHATSIZ EDİLMESİNİN NE ANLAMI VAR

 

2 Ağustos 2000… Yüksek Askerî Şûra toplantısına ikinci defa giriyordum ama bu toplantı terfilerin konuşulacağı ilk toplantım idi.(…) Son gündem maddesini takiben sabah oturumuna son verilerek, Anıtkabir’i ziyaret’e gittik. Bu ziyaretin nedenini anlamak oldukça zor. Sorsanız size muhakkak bir Atatürkçülük dersi vereceklerdir ama ziyaretin anlamını izah edemeyeceklerdir. Atatürk’ün ikide bir rahatsız edilmesindeki sebepleri anlamak pek kolay değildir.”

 

Anlaşılıyor herhâlde!..

 

İlk ve Son din olan İslâm’a muarız olanların yobazlıklarının gereğindendir bu davranışlar… Allah Resulü’ne mukavemet ve muhalefet eden müşriklerin hâllerine kıyas ediniz yeter.

 

Özden Örnek’in bu dinozorlar panayırından kendini biraz olsun kurtarabilmiş olmasını da takdirle karşılıyoruz. İnşallah suçsuz bulunur da, yoluna bu istikamette devam eder. Muhalifimiz de olsa, takdir edilecek yönünü görmemezlikten gelemezdik.

 

PERİNÇEKGİLLER FAMİLYASINDAN BİR ZÂT-I MUHTEREM

Doğu Perinçek mâlum; Ergenekon Terör Örgütü elemanı iddiasıyla 4 senedir Silivri Cezaevinde; Allah ıslâh etsin ve kurtarsın!

 

Şimdi biliyorsunuz, Perinçekgillerin bir gazetesi var, Aydınlık. Acâyib ışık saçar! Bu sebeble zaman zaman müstefid olmaya çalışırım ve de, “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” buyuran Hazret-i Ali’nin (Kerremallahu Vech) bu hikmetli sözüne binaen kendilerine memnûniyetimi bildiririm. Öyle ya, bir harf değil binlerce hakikat(!) öğretiyorlar bize.

 

Size Perinçekgillerin son hakikat incilerinden birini takdim etmek istiyorum. İstifade edeceğinizden şübheniz olmasın. Ve de, unutmayın ki, bu kâbilden hakikat incilerini ancak ve ancak Aydınlık’ta bulabilirsiniz.

 

Osman Şahin, birazda şahinleşerek yazmış bu satırları, biraz da coşarak. Öyle ya bilinmedik hakikatler ifşa edilirken insan heyecanlanır, cûş-u hurûş’a gelir. Şahin de bu duygulara kapılarak yazmış.

 

Şöyle diyor:

 

“Yobazlar yıllardan beri sahnede.

 

Yine bakanlığın, ilköğretimi 4+4+4 üzerinden 12 yıla çıkarma girişimi, özünde eğitimi imam hatipleştirme, mollalaştırma, hızla din temeline kaydırma, sonunda da cemaatlere teslim etme programıdır. Atatürk’e ihanetin kağıda yazılmış şeklidir. Osmanlı’nın ‘Necip Millet’ diye yere göğe sığdıramadığı, altınlara, bol hediyelere boğduğu Mekke-Medine eşrafı, 1. Dünya Savaşı’nda haçlı casus Lawrens’in kıçına takılarak, ‘Osmanlı askerleri midelerinde Anadolu’ya altın kaçırıyorlar. Öldürün, altınlar sizin olsun!’ yalanlarına kanarak, cembiye bıçakları ile gördükleri askerlerin karınlarını deşenlerin toprakları ne zamandan beri ‘kutsal topraklar’ oluyor? Kutsal toprak, anayurdum Anadolu’dur.           

 

Eğitim Bakanlığı  ile Diyanet İşleri, milyonlarca öğrenciyi ‘Umre’ ziyareti’ bahanesiyle işte bu gerici ülkeye çağırıyorlar. Kimler zengin edilecektir? Yüreğinizdeki yönetim orada olduğu için mi?”(19 Ocak 2012) 

 

Yâ sayın okuyucular, gördünüz mü? Hayatınız da hiç bu kadar hakikatli satırlara denk geldiniz mi? Ne hikmetler var ki, onların âyân olması için “Aydınlık”lara ihtiyaç var. Kıymet bilin!

 

İşin esprisi bir yana, bu adamlardan Müslüman olarak antiemperyalist tavır umanlar var ve de bunlara “Mücahid” diyenler…

 

Ne kadar garib değil mi? Her şey ne kadar alt-üst olmuş!

 

Hakikat şu ki, biz bu familyayı okurken keyif alıyoruz. Mâlum, Nasreddin Hoca Hazretlerimiz’in fıkraları anlatıla anlatıla tükendi. Vesileyle Aydınlık’çılardan istifade ediyoruz… Şaka yapmıyoruz, gerçek!

 

PERİNÇEK’İ İBDA-C ÇARPTI

Dedik ya, her şey ne kadar tuhaflaştı. Hani at izi-it izi meselesi.

 

Perinçek’e mücahid diyen bir grup genç ne hikmettir ki, İbda-c üyeliğinden yargılanmışlardı, kimi ceza aldı, kimi almadı, diye biliyoruz…

 

İbda’da kahir ekseriyet Perinçek’i ululamasa da, hadisenin piyasaya yayılış şekli böyle oldu; yani, İbda, Perinçek’i ululuyor…

 

Tabiî yok böyle bir şey.

 

İşin garibi şu, Perincek’in Aydınlık’ı her Allah’ın günü İbda’ya sataşa sataşa bir hâl oldu. Anayasa Mahkemesi Başkan’ı Haşim Kılıç’ın bir zamanlar Salih Mirzabeyoğlu’nun (İbda-c Lideri diye tutuklanıp idama mahkûm edildi) çıkardığı Gölge isimli derginin Ankara temsilciliğini yapmış olması iddiası üzerinden habire, “Terör Örgütü İbda-c’nin Lideri Salih Mirzabeyoğlu’nun Gölge Dergisi”deyip duruyor.

 

Kendisi Ergenekon Terör Örgütü iddiasıyla yargılandığına bakmadan söylenip duruyor Perinçek. Ve şimdilerde yargılandığı mahkemelerde kendisi için karar veren hâkimlerin aynı kanun maddelerine dayanarak Salih Mirzabeyoğlu’na idam verdiğini unutarak, hâkimleri, mahkemeleri suçluyor. Madem suçlular, aynı şekilde Mirzabeyoğlu’na karşı da suç işlemişler, yok yere kendisini İbda-c terör örgütü lideri olarak cezalandırmışlardı; öyleyse ikide bir, “Salih Mirzabeyoğlu’nun Gölge Dergisi” deyip çırpınmanın âlemi ne?

 

Daha da hoş olan şu; Mirzabeyoğlu’na ceza veren zamanın DGM hâkimi Metin Çetinbaş Yeni Akit Gazetesi’ne bu davada yanlışlık yapmış olacağını da itiraf ediyor. Ve de bu Çetinbaş şimdilerde Ergenekon Terör Örgütü mensublarının avukatlığını yapıyor… İyi mi?

 

Gelelim mevzuya.

 

Gün aşırı, vakitli vakitsiz “İbda-c” diye sayıklayan Perincek’i İbda-c çarptı! Hani tasavvufta şöyle bir hakikat vardır; gafletle yapılan zikir kalbi karartır. Perinçek de böyle; şuurunda olmadan çektiği “İbda Zikri” kendisini çarpıverdi. Haberi 18 Ocak tarihli kendi gazetelerinden okuyalım:

 

“Haşim Kılıç’ın İBDA-C ilişkisini açıkladı, ceza aldı. Mahkeme, Perinçek’in ‘Anayasa Mahkemesi Başkanı söylemez çünkü İBDA-C’nin dergisinde Ankara temsilciği yaptı Haşim Kılıç’ sözlerine hakaret iddiasıyla 1 yıl 9 ay hapis cezası verdi.”

 

Birde işin şu tarafı var, Perinçek’in girip çıkmadığı örgüt yok. Apo’yla yanyana resimlerine bakarak hâkimler şöyle demeliydi aslında; bu adam terör örgütü lideriyle yan yana poz vermiş, dağlarda beraber volta atmış, bu sebeble parti kurması yasaktır, İP’in derhal kapatılmasına…

 

Öyle ya, madem Haşim Kılıç Salih Mirzabeyoğlu’nun Gölge Dergisi’nin Ankara temsilciliğini yaptığı için Anayasa Mahkemesine başkan olamaz, o hâlde Perinçek de parti kuramaz…

 

Demek hâkimler her şeye rağmen yine de Perinçek’e torpil geçiyorlar. Kıymet bilip nankörlük etmemeli; değil mi?

 

Bir de şu:

 

2007 yılında Furkan Dergisi’nin eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’yla yaptığı bir röportajı var. Bir soruyu cevablarken Orakoğlu şöyle diyor:

 

“Perinçek’i çözmek, Türkiye’nin siyasi Tarihini çözmekle eşdeğer. Perinçek, 1970’li yıllarda TSK içine sızdı. En yakın arkadaşı Gün Zileli bunları anlattı. Perinçek’in TSK’daki hem Şafak grubu, hem Kara Kuvvetlerindeki grubu ortaya çıkartıldı. Perinçek bunlarla ilgili olarak yargılandı. Ona bağlı subaylar işten el çektirildiler. Yalnız, Perinçek grubuna dahil olup hâlen göreve devam eden, bilhassa 28 Şubat sürecinde bir iki kişi var. Perinçek hâlen, ‘ben TSK istihbaratından bilgi alıyorum’ diyebiliyor.”

 

Dahası:

 

Perinçek, iddianamelerdeki tapelere geçen konuşmalara göre (Doç. Ümit Sayın’la Perinçek’in en yakın adamının konuşmaları) İngiliz Mason locasına bağlı üst düzey bir mason’dur… Ee, bu işler böyle yürür… Sen, Perincek’i kullanırım diyerek elini uzatırsan kolun gider, onu “Mücahid” mertebesine çıkarırsın.

 

O da, had-hudut bilmeden ikide bir İrfan Sultanı Salih Mirzabeyoğlu’na saldırırsa çarpılır.

 

Üst düzey masonlardan bir müddet daha fıkra dinlemeye devam edeceğiz gibi görünüyor… Hayırlısı.

 

Samimi duygularımızı öğrenmek ister misiniz? Kâinatın Efendisi’ne salt akılla (kuru akıl) bakarak, “Büyük Devrimci M……” diyen Perinçek’in, İslâm’ı Zâhir ve Bâtın yönüyle inceleyip Hakk’a teslim olmasını arzu ederiz. Aksi, dünyada yorulmak, Ahirette …

 

Hayata gelişin gayesi sadece vicdanla açıklanmaya kalkılırsa boş emek… Nisbet Allah’a ve Resulü’ne olursa hayat mânâ kazanır, çekilen emekler asla boşa gitmez… Perinçek ölecek, inancına göre cennet yok cehennem yok, dolayısıyla Ergenekon’dan kendisini yargılayanlardan hesab soramayacak. Öldü, ne yapabilir? Kabir’de onlardan hesab soracak Münker-Nekir de yok! Demek ki, zulmedenler (etmişlerse) kârda. Böyle mantık olur mu?

 

Hazret-i Ömer’in dediği gibi; Cennet Cehennem yoksa ben bir şey kaybetmem; ya varsa senin hâlin ne olur?..

Dileğimizdir; Perinçek ve âvânesi hizaya (iman) gelsinler. Çakal Carlos da kendileri gibi Marksistti. Şimdiki halini temaşa ederek yön bulsunlar, doğru yolu tayin etsinler.

Samimi duygularımız bunlardır.

http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/medya-analiz/1415-basindan-notlar-xxiv

ERGENEKON’DA İSMAİLAĞA SORULARI

ERGENEKON’DA İSMAİLAĞA SORULARI

‘Ergenekon’un tutuklu sanığı Kahraman Şahin, hakkındaki suçlamalarla ilgili savunma yaptı. Şahin, dinlemeye takılan İsmailağa Cemaati’ne sızılmasına yönelik ifadelerine ilişkin şöyle dedi:

ASKERİ SIFATLAR-

Şahin, sanıklardan Erol Ölmez ile yaptığı telefon konuşmalarında askeri sıfatlar kullanmasına ilişkin ”Ölmez matraktır. Konuştuğu zaman adamı güldürür. Boş boğazlık etmişsek bunu kabul ediyorum” şeklinde konuştu.

Yine Ölmez ile yaptığı telefon görüşmesinde Çarşamba’da İsmailağa Cemaati’ne sızılmasına yönelik ifadelerine ilişkin Şahin, ”Bu telefon görüşmesinin başı da var. İddia makamı sadece bir kısmını almış. Bir adama seni gülmekten öldüreceğim dediğiniz zaman, sadece öldüreceğim kısmını alırsanız çok farklı bir anlam çıkar. Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalırken İsmailağa Cemaati bize Furkan diye bir dergi gönderdi. Tehdit ediyorlardı güya. Onlardan korkumuz yok. Bu konuşmalar basının çarpıtmalarıdır” dedi.

Şahin, söz konusu telefon konuşmalarının palavra olduğunu savundu.

Şahin, Hüseyin Görüm’ün tavsiyesi üzerine üniversite sınavına girerek kazandığını, cezaevinden çıkınca da okuluna devam edeceğini belirtti.

EVLİLİK İÇİN BIRAKILAN SAKAL-

Savcı Nihat Taşkın, ”Erol Ölmez’le yaptıkları telefon konuşmasında, Ölmez’in sakal bırakarak Fatih’in Çarşamba semtine gittiğini söylediğini” hatırlattı.

Şahin de Ölmez’in zeytinci arkadaşının Fatih’te oturduğunu ifade ederek, ”Ölmez temiz, kapalı biriyle evlenmek istediğini söylüyordu. Fatih’te münasip birini arıyordu. Evlenmek için arkadaşının yanına takılıyordu” diye konuştu.


 dergisi Yorum:

Bu Ergenekoncular alem adamlar… Arkalarında güç’ün olduğu dönemlerde ortalıkta cirit atarken gizlenme ihtiyacı bile duymuyorlardı… Mesele tersine dönünce miyavlamaya başladılar…

Kahraman Şahin yine ucuz kahramanlığa soyunmuş, mahkemede Furkan Dergisi’nin kendisini İsmailağa Cemaati adına tehdit ettiğini söylüyor… Ve; onlardan korkmuyorum, diyor… Psikolojiden biraz anlayanlar bilir ki, durup dururken alâkasız bir mevzudan başka bir mevzuya atlayarak “Korkmuyorum” kelimesini kullanan adamın şuur altında korku var demektir.

Kaldı ki, Ergenekon tutuklusu Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol’un avukatı da Furkan dergisi’ni arayıp; müvekkilime niçin dergi gönderdiniz, şimdi de bu taraftan bir saldırımı hazırlanıyor, diye korktuğunu bildirmişti. Korku tabiidir, insan korkabilir. Ama Şahin’in soyadı Kahraman(!)ya o korkmuyor(!)… Korkmana da gerek yok zaten, biz sana okuyasın diye dergi gönderdik sadece… Fikri karadağ ve Muzaffer Tekin’e de göndermiştik, biz bu dergiyi kabul etmiyoruz diye geri gönderdiler; olabilir… Normal…

Erol Ölmez de İsmailağaya kapalı kız bulmaya gelmiş… Vay uyanık vay… İstihbarat çalışması gereği telefon konuşmalarında hiç de böyle bir lakırdı yok… Aptalmısınız ki, basit bir mesele için istihbarat yaparken riskli sözler sarfediyorsunuz?.. Kuvvayi Milliye vatan kurtarmaya soyunmuş, sen de o teşkilata mensubsun, konuşmaların daima ideolojik yönde seyrediyor, görev icabı İsmailağa cemaatini izlemekle görevlendirilmişsin, karakolda doğru söylerken mahkemede şaşıp; kapalı kız meselesi canım büyütmeye gerek yok uyanıklığına soyunuyorsun… Millet de yedi…

Furkan’dan değil Allah’tan korkun… Allah’tan korkmuyorsanız, Allah’tan korkan Furkan’dan korkmak zorundasınız… Hadi şimdi bu cümleyi de tehdit diye anlatmak için hakime koş… Koş koş…

http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/medya-analiz/533-ergenekoncu-sahin-ismailaga-bizi-tehdit-etti

Cübbeli Ahmet Hoca Oda tv’yi Yalanladı! Şimdi Ne Diyecekler?

Bugünlerde ismailağanın hamisi gibi gözüken oda tv, Cübbeli Ahmet Hoca’yı savunmak adına kendi hesablarını  görmekte pek bir maharetle -haydar haydar- gidiyordu..

Fakat, akşam uydurdukları yalanlara sabah kalktıklarında kendileri de inanıyorlar herhalde ki, dün eleştirirken bugün övdükleriyle, savunuyoruz dedikleri kişiler hep aynı kefeye giriyor. Nasıl bir tablodur ki bir renk cümbüşüdür gidiyor. Gerçi bakış açısı çook önemli.. Bütünü göreyim derken insan, murâdı göremez. parçayı yakalıyım derken resmi kendi gözünün içine sokar ya, zaten nasibi de o kadardır.

“Murâd” ise bunların anladığı dile çok uzak zaten, önce mürid olmalı ki insan sonra murâd olsun-olunsun.  Mü’minler Allah’a tam boyun eğip hayatlarını idame ettirenler olduğuna göre..

nisbetlerini islam’a kurmayan insanlar ise kendi farklı inanç sistemlerini -onlara Allah teala tarafından belirlenen süre içinde- yaşarlar.

Bunların hali üstad Necip Fazıl’ın, “etek öpmeyenler secde ettiler” dediği kabildendir. ve bu taife o günlerden bugüne kadar bir mevkii temsil etmekte..

Kemal tahir, Osmanlı mirasının apar topar tasfiye edilmesinden bahsederken günü gelip, bu mirasın kendini dayatacağını söyler.. İnsan önce üzerinde bulunduğu işin ruhuna ermeli ki, manasını yaşatabilsin. Bu küçük çapta çekirdek aile yapısında karşılığını beklerken, toplum planında nasıl olmasın.. Kaldı ki insanımızın zihinini işgal edenler, bugünlerde de aynı mevkilerinden hesaplar görme peşindeler ve ila ahir böyle yapacaklar.

Gelelim odatv de yayınlanan Cübbeli Ahmet Hoca ile alakalı – onca gayretli- yazılara..

Odatv, ‘Peki Neden Sızıntılar Hep Nakşi’ başlıklı yazıda, Cübbeli ahmet hocayı savunmak adı altında sundukları yazıda Ergenekon davasından tutukluları savunuyor;

 “İlhan Cihaner’in Erzincan’da yürüttüğü soruşturmanın bir ayağı Gülen cemaatini hedef alıyordu. Ancak Gülen cemaati hakkında kamuoyuna bilgi sızmadı. Cihaner’in gözaltına alınmasının ardından Nakşibendi cemaatinin İstanbul Belediyesi’ne uzanan ilişkileri ortaya döküldü.”

Bu nasıl bir garabet, nereden tutulsa insanın elinde kalır kabilinden şeyler oluyor bu ‘oda’da..

Yazıda geçen ‘Nakşibendi’ cemaatinden kasıtları İsmailağa cemaati. Meseleyi ‘Nakşibendi’ diyerek yumuşatmaya çalışma gayretleri malum.Halbuki süreç belli, İlhan Cihaner’in İsmailağa cemaatine bağlı kişiler üzerinden soruşturma başlatarak telefonlarını dinlettirmeleri ve buna bağlı gelişen hadiseler. O günlerde İlhan Cihaner’in yaptığı soruşturmanın telefon kayıtlarıyla birlikte savunucusu olup İsmailağa’ya ve İsmailağa üzerinden bir yerlere vuran Odatv, bugün yine İsmailağa üzerinden bir yerlere niye vurmaya çalışır.

Yine Oda tv;

“Türkiye’de nakşibendiliğin en güçlü kollarından biri“İsmailağa”adı verilen, Mahmut Usta Osmanoğlu’nun şeyhliğini yaptığı grup. Şeyh Usta Osmanoğlu uzun zamandır hastalıklarıyla mücadele ediyor. Yaşlı… bu durum ister istemez postnişine kimin oturacağı tartışmalarını doğuruyor.

En güçlü isimlerden biri Cübbeli Ahmet Hoca…

Cübbeli Ahmet Hocanın tarikatın başına geçmemesi için”birileri”kolları sıvadı”

“Cübbeli Ahmet’in İsmailağa tarikatının başındaki Mahmut Ustaosmanoğlu’nun postnişine oturacağını herkes biliyor.” der..

Tasavvufun, Allah’ın insanlara iç alem düzenini şekillendirmek için sunduğu nimeti olduğuna göre; İnsan bu yolda makam-para-kadın gibi hiçbir nefsani hatalara düşmeden mevlanın rızasını kazanmanın yollarını arar.

Böyle bir yolda ise şekilcilik yoktur. İş tamamen ruhun takamülünde yürür ve ahlaki zemin üzerinde seyr eder. Böylece fertten topluma geniş bir yelpazede İslam’a nisbetle bütün gereklikler kendiliğinden zuhura gelir.

İnsan böyle bir ahlakın eğitimini almayınca da şekil üzerinden giderek Oda tv gibi şöyle bir hadsizliğe düşer; “Şeyh Usta Osmanoğlu uzun zamandır hastalıklarıyla mücadele ediyor. Yaşlı… bu durum ister istemez postnişine kimin oturacağı tartışmalarını doğuruyor.”

Nakşibendi yolu asla kamu kuruluşu gibi işlemez ve böyle bir yapısının da olmadığına göre Odatv bu algıya nasıl kapıldı acaba?

Ve kendi zihinlerindeki Cübbeli Ahmet Hoca algısını şöyle tarif ediyor Odatv;

“Cübbeli Ahmet Hoca renkli bir figür..”

Ayrıca ‘Cübbeli Olayının Altında Aslında Ne Var’ yazısında ise ;

 “Arifan Dergisi’ne geçmişte savunduklarının aksine Türk bayrağı ve Atatürk fotoğrafı astı” diyerek çizdiği Cübbeli Hoca portresinin kabul tarafı nedir?

Oda tv’nin savundukları arasında  İsmailağa’da kılık kıyafet değiştirerek cemaat içinde nöbet tutan, kurslara girip arapça okuduklarını söyleyen ergenekon sanıkları olmakla birlikte, Doğu Perinçek gibi İslam Düşmanı şahıslarıda barındırıyor.

Ayrıca Gülen Cemaati ile kayıkçı kavgası estiren Oda tv, Cübbeli Ahmet Hoca’nın Babası Yusuf Ünlü’nün vakit gazetesine verdiği röportaja ne der;

“Cübbeli ahmet Hoca’nın babası Yusuf Ünlü, Cübbeli Ahmet Hoca’nın Kendisine İlettiği Cümleleri Şöyle Aktardı:

“Fetullah Gülen Hocaefendi İle Bizi Ters Düşürmeye Çalışıyorlar. Birileri Böyle Bir Tezgah Kuruyorlar. Bu Durum Beni Çok Rahatsız Ediyor. Efendi Hazretleri Fetullah Gülen’i Çok Sever,HürmetimVardırKendisineKarşı. Onun Her Hareketinin İslam’a Uygun Olduğuna İnanan Bir İnsanım. Fakat Bunu Başka Türlü Yorumluyorlar. Bazı Yönlerden Birbirimize Karşıymışız Gibi İzlenim Veriyorlar. Bizim Bu İşlerle En Ufak Bir Alakamız Yok. Nurcu Kardeşlerimizin Bu Dolduruşlara Gelmemesini İsterim. Kendi Cemaatim De Böyle Dolduruşlara Gelmesin. Birbirimize Düşmemeliyiz. Ayırıcı Değil, Birleştirici Olmak İstiyoruz. Çetebaşı Dışarıda Ama, Bizi İçeri Aldılar.”

EEE…  Her alanda Cübbeli Ahmet Hoca’yı tasdik ederek savunduğunu iddia eden Oda tv şimdi bu haberi nasıl görecek?