ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN’E AÇIK ÇAĞRI

 

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN’E AÇIK ÇAĞRI

Sayın Bakan,

İstanbul Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Noel Baba Operasyonu”ndan verilen cezanın infazına başlanmasıyla birlikte, 25 Ocak 2000 tarihinde Metris Cezaevi’nde, 17 saat boyunca kurşun ve kimyasal bombalarla katledilmekden kurtulan İbda bağlılarının tutuklanmaları başladı.

Şu ana kadar, Hüseyin Yeşilyurt, Şaban Çavdar, Mehmet Şişmanoğlu, Mustafa Günaydın, Gökhan Altınsoy tutuklandı. Furkan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Saadeddin Ustaosmanoğlu’nun evine “hırsız ve polis” aynı anda “tesadüfen” baskın yaptı!

Cezaları Yargıtay tarafından onaylanarak kesinleşen İbda bağlılarının başka davalardan içeride tutuklu kalmalarından ötürü “yatar”ları olduğundan, avukatları aracılığıyla verdikleri “mahsup dilekçeleri”nin sonucu bile beklenmeden, görevli hâkimin, “alırım, mahsubu sonra yaparım!” yorumu da işin bir başka ilginç noktası.

Olaylar bu yönde gelişirken, 28 Şubat’ın tabiî bir neticesi hâlinde cezaevlerindeki Müslüman tutsaklardan İbda bağlılarına yönelik gerçekleşen 25 Ocak 2000 Metris “Noel Baba” kod isimli askeri saldırının içyüzüne dair yeni gelişmeler ortaya çıkmakta.

25 Şubat 2012, bugün Yeni Akit Gazetesi’nde “CEZAEVİ İSYANI ETÖ TEZGÂHI” başlıklı haber “isyan”ın arkaplanını ortaya koyar niteliktedir.

Habere göre;
Önceki gün Ergenekon davası ile birleştirilen “Şile kazıları davası”nın tutuklu sanığı Okan İşgör’ün, Ergenekon tarafından 2000 yılındaki kanlı cezaevi olaylarında kullanıldığı belirlendi.

Yerleştirildiği Metris Cezaevi’nde mahkûmları isyana teşvik ettiği belirlenen İşgör’ün, tutuklulara, “içeride silah var mı, nasıl bomba yapılacağını biliyorum, size öğretebilirim” şeklinde telkinlerde bulunduğu vurgulandı. Olaylar sonrası 2 No’lu DGM’de görülen isyan davasında SUÇLAMALARIN TAMAMINI KABUL EDEN TEK SANIK OLAN İŞGÖR’ÜN, YARGILAMA SONUNDA BERAAT EDEN TEK SANIK OLMASI ise bir başka skandal olarak yorumlandı.

Yeni Akit Gazetesi’nde çıkan haber bu.

Haber metinini içerisinde, yargılanan sanıkların Okan İşgör hakkında mahkemede bilgi verdikleri de kaydedilmekte.

Fakat bilindiği üzere bütün bu açıklamalara rağmen “Noel Baba Operasyonu” davası, zamanaşımının “uzun yorumu” nedeniyle sanıkların cezalarının Yargıtay tarafından onaylanması ile geçtiğimiz günlerde neticelenmişti.

Adalet Bakanlığı’na, 28 Şubat süreci inceleyen özel yetkili savcı Mustafa Bilgili’ye buradan sesleniyoruz!

Yargıtay aşamasında olmasından dolayı evraklar arasına sokulmayan ve Okan İşgör’ün AJAN PROVOKATÖR ve Ergenekon bağlantısını kanıtlayan “Şile Kazıları İddianamesi”nden tutuklu olma gerçeği ortadayken, bu “Noel Baba Operasyonu” davasının adalet duygusu ve hukuk kuralları içerisinde gerçekleştiğine inanıyor musunuz?

Okan İşgör’ün Ergenenkon bağlantısı ortaya çıkmış olmasına rağmen, bunu kaale almayan bir davanın neticesi ile insanların evlerinden, üstelik “mahsup dilekçeleri”nin akıbetini beklemeden bir “hamaratlıkla” tutuklanıp cezaevlerin konulmalarını 28 Şubatçılar’ın hâlâ hayatta ve aktif olduklarının bir delili olarak açıklamak mümkünken, bu açıklamanın HÜRRİYETLERİ ELLERİNDEN ALINAN SANIKLARA nasıl bir yarar sağlayacağını açıklamanız mümkün mü?

Adalet Bakanı olarak, Hırant Dink suikastı davasının kimseyi tatmin etmeyen kararına karşı “sert çıkışı”nıza binaen, hem İbda bağlısı insanlar özelinde tüm müslümanlara, hem de 28 Şubat soruşturması nedeniyle AK Parti hükümetine yönelik alenen bir gözdağı olarak görülmesi gereken Yeni Akit gazetesindeki ifşaat karşısında, TAKDİR HAKKINIZI KULLANMANIZI, bu davanın yeniden ele alınması için gerekli çalışmalara başlamanızı, mahsup dilekçeleri bile verilmiş olan kişilerin alelacele tutuklanmalarının önüne geçmek için BU SON ÇIKAN BİLGİYE DAYANARAK İNFAZLARIN DURDURULMASI İÇİN TALİMAT VERMENİZİ beklemek, bu ülkede hâlâ Adalet duygusu kaldığına inanmamız için İLK ADIM olacaktır!

Durdurun bu hukuksuzluğu!

Durdurun bu zulmü!

Durdurun bu haksızlığı!

Durdurun bu adaletsizliği!

FURKAN DERGİSİ

Reklamlar

AKLINI BAŞINA TOPLA İSMAİL MÜFTÜOĞLU

Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni olarak tanınan Furkan Grubu’nun önemli ismi Saadettin Ustaosmanoğlu çarpıcı açıklamasıyla İsmail Müftüoğlu gerçeğini ortaya çıkardı

Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni olarak tanınan Furkan Grubu’nun önemli ismi Saadettin Ustaosmanoğlu’nun şu açıklamasıyla İsmail Müftüoğlu gerçeği ortaya çıktı:

‘Cübbeli, Müftüoğlu ve gibilerinin kurduğu çete tabii olarak Ergenekon terör örgütüne de hizmet ediyor. Cüppeli’ye ve Müftüoğlu’na buradan sesleniyorum: Şahsiyetli olun, dik durun, küçük kurnazlıklara yeltenmeyin. Aklınızı başınıza toplayın.’

Saadettin Ustaosmanoğlu genel yayın yönetmenliğini yaptığı Furkan Dergisi’nin internet sitesine yaptığı açıklamada, ‘Ergenekon’la ilişkili gösterdiği Ahmet Ünlü ve Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmailağa’nın lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun hukuk müşaviri İsmail Müftüoğlu hakkında şu iddialarda bulundu:

Erbakan Hoca, ‘Niçin İsmailağa’nın oylarını AKP’ye kaptırdınız’ diye Müftüoğlu’nu fırçaladı. Fırçalamanın meydana getirdiği kuyruk acısıyla Müftüoğlu, Cüppeli’yle kafa kafaya verip Saadet Partisi’ni kurtarmaya çalışıyor. Biz bu oyunu bozduğumuz için de en ahlaksızca atraksiyonlara giriyorlar. Bir daha Erbakan Hoca’dan beceriksizlik azarı işitmek istemediği için kıvranıyor. Ama yanlış kişilere sataşıyor!

Efendi hazretleri Cüppeli’ye, ‘Bizim parti ne yapıyor?’ diye soruyor. Cüppeli, ‘Saadet mi?’ diyor. ‘Yok yok, bizim parti’ deyince o ‘Yazıcıoğlu’nun partisi mi?’ diyor. Üçüncü soruşundan sonra Cüppeli ıkına ıkına ‘AKP mi efendi hazretleri’ deyince ‘Evet’ cevabını alıyor. Tabii bu şu demek değil; efendi hazretleri AKP’lidir. Efendi hazretleri hiçbir parti, hiçbir teşkilât, hiçbir örgüte nisbet edilemez.

  kaynak: http://www.medyanot.com/analiz/4875-aklini-basina-topla-ismail-muftuoglu.html

MÜFTÜOĞLU SAADET’İ ERGENEKONLAŞTIRIYOR

Saadet Partisini Ergenekonlaştırma görevini başından beri büyük bir azim ve heyecanla sürdüren Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmail Müftüoğlu Aydınlık’a konuştu.

işte Aydınlık’ta yayınlanan o haber:

Türkiye’nin sorunlarının çözümü, ABD kıskacından kurtulmaya bağlıdır.”

Bu sözler, eski Adalet Bakanı, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi Av. İsmail Müftüoğlu’na ait.

Müftüoğlu, önceki gün Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programımızın konuğuydu. Kendisiyle iki saate yakın süren program boyunca dış politikadan, AKP’nin nasıl kurulduğuna dair pek çok konuda konuştuk. Ancak programdaki en önemli saptama, işte bu cümleydi…

ABD’ye karşı olduğunu program boyunca her fırsatta dile getiren eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, AB’ye de karşı olduğunu, AB’nin bir sömürü düzeni olduğunu vurguladı.

Ergenekon soruşturmasının arkasında ABD var

İsmail Müftüoğlu, yürütülmekte olan Ergenekon soruşturmasının arkasında ABD’nin olduğunu özellikle vurguladı.

Müftüoğlu‘na göre soruşturmayla tutuklanan şahsiyetlerin hemen hepsinin bazı ortak özellikleri vardı:

Türkiye’yi büyük bir badireye sokacak olan 1 Mart tezkeresine itiraz etmişlerdi, hatta tezkerenin geçmesini bizzat engellemişlerdi… Hemen hepsi ABD karşıtıydı… Pek çoğu, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını istiyordu…

Eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, Kıbrıs davasının büyük kahramanı Rauf Denktaş’ın bile adının bu soruşturmaya karıştırıldığına dikkat çekti.

Ancak Müftüoğlu’nun en çarpıcı sözleri ise Necmettin Erbakan’la ilgiliydi. Müftüoğlu’na göre yaşasaydı ve sağlık durumları o zaman elverseydi, Erbakan da Ergenekoncu ilan edilebilirdi… Müftüoğlu’na göre, bu ihtimalin dayanağı, Erbakan’ın milli duruşuydu!

Çiller – Bir anlaşması

Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmail Müftüoğlu, 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanan Türkiye – İsrail Askeri İşbirliği anlaşmasının yürürlükte olduğunu; ABD’nin de füze kalkanı ile yürürlükteki bu anlaşmayı onayladığını belirtti.

Müftüoğlu, yürürlükteki bu anlaşmanın Tansu Çiller – Çevik Bir ikilisinin eseri olduğunu belirtti.

Yandaş basının yalanları

Geçen haftalarda Saadet Partisi heyeti olarak Suriye’ye gittiklerini hatırlatan İsmail Müftüoğlu, ilginç bir anekdot anlattı. Humus’da, kendilerini izleyen bir Türk gazetesinin muhabiri, Müftüoğlu namaz kılarken, İstanbul’a haber geçer. Telefonda, her yerin yandığını, Suriyeli askerlerin muhaliflere ateş açtığını vs. anlatır.

Namazını bitiren Müftüoğlu, muhabire serzenişte bulunur, “ayıp değil mi, neden yalan söylüyorsun, bak ortalık güllük gülistanlık” der. Muhabirin yanıtı ibretliktir: “Patronum böyle haber istiyor!”

Erdoğan’a Abramowitz yol verdi

AKP’nin kuruluşuna ve eski öğrencilerine de değinen İsmail Müftüoğlu, Erdoğan’ın başbakanlığa gelişi sürecinde önemli bir isme, dönemin ABD büyükelçisi Morton Abromowitz’e de değindi.

Müftüoğlu, Abramowitz’in Erdoğan’la, daha Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken temasa geçtiğini belirtti.

(Mehmet Ali Güller/Aydınlık)

kaynak: http://www.medyanot.com/medya/4847-muftuoglu-saadet-i-ergenekonlastiriyor.html

Cübbeli Ahmet Hoca ve misyon adamlığı!

  Hasan Karakaya-Yen Akit  

Hani; “Söyleye söyleye dilimde tüy biitti” derler ya, ben de aynı durumdayım… Dilimde tüy bitmekle kalmadı, kalemimde mürekkep bitti!.. Bir de “Tükenmez kalem” diyorlar, tükendi işte… Bu kadar yazmaya “mürekkep” mi dayanır?..

Biliyorsunuz, hep söylüyorum;

“İmamın sarığı beyazdır,

Leke götürmez!”

Ve yine hep söylüyorum;

Kendince bir “söylem” tutturmuşsan, yani “diskur” çekiyorsan, kesinlikle ama kesinlikle “uçkur” işlerine girmeyeceksin!..

Ya “diskur”dan vazgeçeceksin,

Ya da “uçkur”dan!..

İllâ da “uçkur” derdin varsa,

“Harama uçkur çözmeyecek”sin!..

Evinde “nikâhlı eş”in dururken, kalkıp da “aşüfte”lerle iş tutmayacaksın!..

“Hem ağlarım, hem giderim” diyen gelinler gibi; hem “diskur” çeker, hem de “uçkur” çözmeye devam edersen, bir gün “tonga”ya düşürürler ve ele-güne rezil olursun!..

CÜBBELİ’YE İSNAD EDİLEN SUÇ!

Bu “girizgâh”tan sonra, nereye geleceğimi herhalde tahmin ettiniz.

Evet, Cübbeli Ahmet Hoca olayına geleceğim…

Ama, öncelikle söyleyeyim; “yürüyen bir soruşturma” olduğu ve hele hele, “gizlilik” kararı alınıp, “yayın yasağı” konulduğu için “ayrıntı”lara girmeyeceğim…

Malûm, Cübbeli Ahmet Hoca tutuklandı ve Metris Cezaevi’ne konuldu.

“Tutuklama gerekçesi” şu:

“Tehdit!.. Mafya ile ilişki!.. Şantaj!.. İnsan ticareti!.. Fuhuşa aracılık etmek!”

Bu suçlamalardan dolayı, “18 yıla kadar hapis” cezasıyla yargılanacak!..

Benim, bu olayda anlayamadığım taraf şu: Cübbeli Ahmet Hoca, madem ki “Tehdit!.. Mafya ile ilişki!.. Şantaj”la suçlanıyor, o halde “Karagümrük Çetesi”nin lideri olduğu iddia edilen Nejat Ergin serbest bırakılırken, Cübbeli Hoca, niye içeride?..

Bunun, herhalde makul bir cevabı vardır… Kaldı ki, “Hoca” ile ilgili başka suçlamalar da bulunuyor.

Yani, “fuhuş” suçlaması!..

Yaptı mı, yapmadı mı?..

KASET İÇİN “İFTİRA” DEMİŞTİ

Biraz geriye gidelim…

Malûm, Cübbeli Hoca’nın “fuhuş yaptığı”na ve elde “kasetler” bulunduğuna dair iddialar, tam bir yıl önce gündeme gelmiş ve “Hoca” da; 27 Aralık 2010’da Habertürk ekranlarına çıkıp, Yiğit Bulut’un “Sansürsüz” programında demişti ki;

“Benimle uğraşanlara şaşıyorum. Bir korumam mı var, silahım mı var?.. Neler uydurdular. Kaset varmış, beni zorla televizyona çıkarıyorlarmış… Ben inandığımı konuşurum. Benim derin yerlerle ne alakâm var! Bunlardan uzun yıllar çekmedik mi?.. 28 Şubat’ın en büyük mağdurlarından biriyim ama şimdi bunları konuşmanın gereği yok…

Hakkımdaki kasetler montajdır… Bunun adı kalleşliktir!.. İftiralar geri tepmiş ve bana olan sevgi artmıştır!.. Bu iddialar bir şahıs işi değil, organize güç olmadan bunlar yapılamaz!.. Bana yönelik yeni komplolar da düzenlenebilir!..

Ben bu doğruları söylemeye devam edersem, neymiş daha başka şeyler çıkaracaklarmış… Erkek erkeğe ilişki, birkaç kadınla ilişki… Biz savcılığa başvurumuzu yaptık. Gelen telefonlar ve haberlere göre… Kimin yaptığı çıkarsa o zaman bakalım onların hali ne olacak?”

Hoca’nın ekranda yaptığı bu “savunma”ya inanan oldu, inanmayan oldu… Kimi “Yapmıştır” dedi, kimi “İftira” dedi!..

Olay, kapandı gitti!..

KASET YOKSA NİYE PEŞİNDESİN?

Peki be adam, iddialar doğruysa; “kapanan” bir olayı neden kaşırsın, neden o “kaset”lerin peşine düşersin?.. “Yok” olduğunu iddia ettiğin “kaset”leri ele geçirmek için niye “mafya” ile münasebete geçersin?..

Madem “yok”, bırak ne derlerse desinler!.. “Çiğ” yemediysen, niye karnın ağrıyor?..

Sen, “olmadığını söylediğin kasetler”in peşine düşer ve hele de “Karagümrük Çetesi”yle yetinmeyip, bir de “Sedat Peker’in adamları”nı devreye sokmaya kalkarsan, işte böyle “telefon takibi”ne takılır ve zor durumda kalırsın!..

Bir insanın, ilk önce “kendine güvenmesi” lâzım!.. Herhangi bir “fuhuş işi”ne bulaşmadıysan, yani “alnın ak” ise; bırak, kim ne derse desin!..

Ama, belli ki;

“Çiğ” yemişsin!.. Ya da, bir “tonga”ya düşmüşsün ki, karnın ağrıyor!..

Yoksa;

“İleride, başına daha büyük dertler açacağını düşündüğün o kasetler”in peşine düşmezdin!..

Peki, ne oldu sonunda;

“Kaset”lerin peşine düşerken,

“Tonga”ya düştün!..

Üstelik, “cezaevi”ne de düştün!..

Yine söylüyorum; “yürüyen bir soruşturma” olduğu ve hakkında “gizlilik” kararı alındığı için “ayrıntı”lara giremiyorum.

Zira; özellikle “Ergenekon” ve “yargı” hakkında bugüne kadar yazdığım yazılarda “gizliliği ihlâl” ettiğim iddiasıyla, hakkımda açılmış “tonlarca dâvâ” var.

Her defasında “3-5 duruşma”ya girmekten bıktım, usandım…

Ve de, “haftada 2-3 defa” mahkemeye gitmekten yoruldum.

Eğer, bu soruşturma ile ilgili “ayrıntı”lara girersem, biliyorum ki, yine “gizliliği ihlâl”den dâvâ açılır!..

Onun için, “olayın çetrefillikleri”ni yazamıyorum… Anlayın işte!..

“ÖZGÜR İNSAN” OLACAKSAN!

Sonuç olarak diyeceğim şu:

Bir “misyon” yüklenmişsen, “o misyonun gerektirdiği şekilde” hareket edeceksin!.. Haa, “özgür takılmak” istiyorsan “misyon adamlığı”nı terkedeceksin!..

Her zaman söylerim ya;

“Başörtülü” bir hanım, her nerede olursa olsun, “hâl ve hareket”lerine dikkat etmek, ağzından çıkacak “söz”leri ölçüp-biçerek sarf etmek zorundadır!..

Çünkü o, “sıradan biri” değildir…

Adı, Ayşe veya Fatma da olsa, “tesettür”e bürünmüş olmakla; “adının da üstünde bir kimliğe” bürünmüştür!..

Yani;

Ayşe, Fatma değildir artık…

O, üzerine bir “misyon” yüklenmiş, “başörtülü bir hanım”dır!..

Dolayısıyla;

Sergilediği bir tavır veya ağzından çıkan bir söz, “sadece kendini” değil, “diğer örtülüleri” de bağlar!..

Bir örnek de vermiştim:

Başörtülü bir hanımın; sokakta yürürken ve hele de “cakkada-cukkada” şeklinde “sakız çiğneme özgürlüğü” yoktur!.. “Balon” yapıp patlatması ise, hiç düşünülemez!..

Aynı şekilde;

Herkesin içinde “sigara” içip, dumanını savurma diye bir lüksü de olamaz!..

Haa, hiç mi “sakız” çiğneyemez, hiç mi sigara içemez?..

Hiç mi “kahkaha” atamaz!..

“Diğer hanımlar” ne yapıyorsa, “başörtülü bir hanım”ın da bunları yapmaya elbette hakkı var!..

Ama;

“Sokakta” veya “parkta-bahçede” değil, “ev” ortamında!..

“Sakız” mı çiğneyecek, evinde çiğnesin ve hatta “balon” yapıp, patlatsın!..

“Sigara” mı içecek, kendi “özel ortam”ında içsin!.. “Duman”ını da arzu ettiği gibi savursun havaya!..

“Makyaj” mı yapacak?.. “Saçına şekil” mi verecek?.. Geçsin aynanın karşısına, tatmin etsin “süslenme” duygusunu!..

Ve fakat;

Her ne yapıyorsa, “evinde” yapsın!..

Zira;

Bunları “sokağa” taşıdığı anda, bilmelidir ki, kendisine yönelecek menfî bir “söz” veya “tavır”, onunla sınırlı kalmayacaktır!..

“Örtüye çamur atmak” için fırsat kollayan bir “hazımsız”, aynen şunu diyecektir:

“Şu başörtülülerin yaptığına bak!.. Bunlar, zaten hep böyle!.. Bir de başörtüsü takmış!.. Şuna bak; utanmadan, herkesin içinde sakız patlatıyor!”

Aynı şeyleri, “başı açık” bir hanım yapsa; gayet iyi biliyorum ki; tepkinin hedefi “kitlesel” değil, “bireysel” olacaktır!..

Nihayetinde, “Şu kadının yaptığına bak!” denilip geçilecektir!..

Ama, tekrar ediyorum;

Söz konusu olan “başörtülü” bir hanım olunca, hakaret veya olumsuz tavrın hedefi, “kişinin kendisi” değil, başındaki “örtü” veya vücudunu saran “tesettür”ü olacaktır!..

İşte bunun için diyorum ki;

“Tesettür”ü tercih eden veya başına “örtü” bağlayan bir hanım, bu tercihiyle, aynı zamanda bir “misyon” yüklenmiş ve “kendisinin ötesinde” bir kimliğe bürünmüştür!..

Dolayısıyla;

Her nerede, “ne” yapıyorsa, bilmelidir ki; aldığı “nefes”ten sergilediği “hareket”e kadar, hemen her şeyi, “diğer başörtülüleri” de bağlar!..

En azından öyle görülür/görülüyor!..

SARIK LEKE GÖTÜRMEZ!

Aynı şey, elbette “erkekler” için de geçerlidir… Başına “sarık” bağlamış, sırtına “cübbe” geçirmişsen; “söylem”lerine de dikkat edeceksin, “eylem”lerine de!..

Bir “hoca” isen, sarığını “beyaz” tutacak ve ona asla “leke” kondurmayacaksın!..

Haa, şöyle diyebilirsin;

“Hakkımdaki bütün iddialar, birer iftiradır!.. Benim o taraklarda bezim yok!”

İyi hoş da; sen bilmez misin ki, bazı olayların “vukuu, şuyuundan beter”dir!..

Ki, bunun örnekleri var…

Şahsen ben; Fadime Şahin’le adı çıkan Müslüm Gündüz’ün, herhangi bir “cinsel ilişki”ye girmediğini çok çok iyi biliyorum.

Aynı şekilde, Hüseyin Üzmez’in de, 14 yaşındaki kıza bir “halt” ettiğini sanmıyorum.

Ama, ne oldu?..

Hiç kimse; “Her koyun kendi bacağından asılır” demedi… Çünkü; “koku”su, bütün “mahalle”yi rahatsız etti…

Müslüm Gündüz, “28 Şubatçılara malzeme” oldu ve onun yüzünden bütün “Müslüman”lar “töhmet” altında kaldı… Hüseyin Üzmez de, hem kendini rezil etti, hem de “camia”ya büyük zarar verdi!..

Aynı şekilde;

Prof. Zekeriya Beyaz’ın, “otelde porno film” seyretmesinin, Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün de; “Allah İle Aldatmak”tan dem vururken, karısını “Şahane ile aldatması”nın verdiği “zarar”ın, sadece “kendileriyle” sınırlı kaldığını mı sanıyorsunuz!.. Sadece “dile düşmek”le kalmadılar, “Din, iman” diyen herkesi “töhmet” altında bıraktılar!..

MİSYON MU, KONDÜSYON MU?

Gündemdeki “Cübbeli Ahmet Hoca” olayı dolayısıyla tekrar diyorum ki;

Özellikle “dini” konularda “misyon” yüklenen adamların, elin karıları-kızlarıyla “cinsel kondüsyon”larını test etme gibi bir lüksleri olamaz!..

Ya “göründüğün gibi” olacaksın, ya da “olduğun gibi” görüneceksin!..

Bırakın bir “halt” işlemeyi, böyle bir “izlenim”e yol açmaktan bile uzak duracaksın!..

Hele de;

“Teknoloji”nin zirvede olduğu ve hiçbir “halt”ın “gizli-saklı” kalmadığı bu devirde!… Artık, hiçbir şey “dört duvar” arasında kalmıyor!..

“Kamera”lar takipte!..

Bırakın kameraları,

Allah takipte, Allah!..

“Kamera”lardan kaçabilirsiniz,

Ama Allah’tan kaçamazsınız!..

Bırakın bu çirkef işleri!..

“Nur”a “kir” bulaştırmayın!..

Ya da;

Soyunun “misyon adamlığı”ndan!..